16 Kasım 2020 Pazartesi

BIÇAK Y'ARASI


 

      ÖNSÖZ

 

Lütfen okurken sadece 22 yaşında olduğumu ve tüm bunları  ağabeyimden aldığım ödünç bilgisayarla yazdığımı  unutmadan, amatörlüğümü ve hatalarımın bundan kaynaklı olduğunu aklınızda bulundurarak okuyunuz..

Eleştirileriniz benim için pek tabi önemli olmakla birlikte beni teşvik eden tek şeyin beğeniniz olduğunu bilmenizi isterim. J

 

Son olarak yazarken yaşadığım şeylerden besleniyorum elbette tatmadığım bir acıyı, hissetmediğim bir zevki yazmaktan kaçınıyorum, ama bu da demek olmuyor ki kurgunun tamamı benim hayatımdan alıntıdır. Zira öyle olsa adı anı olurdu, bense yazdıklarımı minik hikâyeler olarak adlandırıyorum. J

Olacak olanlardan ben sorumlu değilim.

Berceste Stark

 

 


 

BÖLÜM BİR: CEREN

    Gözlerinin içine bakmakta zorlanıyordum hem sinirliydim hem de suçlu. O ise normalin aksine üzerimden çekmiyordu bakışlarını, hoşun gidiyordu ezikliğimi, çaresizliğimi görmek. Cezam o kadar büyüktü ki  dizlerimin üzerinde sürüklenmişliğim aklımda bile değildi, acısını görmezden geliyordum.. Son kez af dilenmek için çenesine kadar kaldırdım bakışlarımı, merhamet yoktu, söz ağzından bir kere çıkmıştı ve onun kurduğu mahkemede ben kendi idrarımı içmek ile cezalandırmıştı. Aslına bakarsam ilk defa idrar içmiyordum tadını çok iyi bildiğim bir şeydi hatta ama senelerdir kendi idrarımı ilk defa içmem emredilmişti.. Bu saatten sonra düşünmenin bir faydası olmayacaktı, ruhum odanın bir köşesine geçip izlemeye koyuldu, daha doğrusu inatçı, aksi tarafım. Hep olduğu gibi kenara geçip memnuniyetsizliğinden bahsedecekti ismi bile vardı hatta, Ceren. Çok sıkıldığım saatlerce süren bitmek bilmeyen eden esaret cezalarında koymuştum ona bu ismi ne bileyim onunla baş başa kaldığım süre gittikçe arttığı için bir ismi  hak ettiğini düşünmeye başladım ve işte yine yapıyordu, odanın köşesinden itaatsizlik etmem için söyleniyordu bana. Ben ne mi yapıyordum bu arada? Efendimin ihtiyatla kestiği şişeye işiyordum.

 

     Gözlerim dolmuştu bile, hala arada istemsiz olarak ona bakıyor, sessizce merhamet dileniyordum, tahmin edileceği üzre sonuç değişmiyordu her bakışımda kinle sövüyordu bana. Özellikle gün içerisinde belirli aralıklarla bana su içmemi emrettiği için biraz uzun sürmüştü işemem nihayet bitince ise gözlerimi kapatıp ellerimle ufacık süren bir arayışın sonunda buldum şişeyi, sıcacıktı, ilk defa bu tatlı kelimeyi olumsuz bir yerde kullanmıştım. ''Yudumla!'' Aheste tavırlarıma karşın emri açıktı. Cerenin bağırışlarına kulak tıkayıp söyleneni yaptım, tuzluydu tadım biraz, biraz acı nefes almadan uzaklaştırdım bardağı kendimden zihnimde aynı kelimeler dönüp duruyordu -çişini içtin, düşünme düşünme, ama içtin APTAL!-  gözlerim kapalıydı ancak gülümsediğini biliyordum, ıslandığını, aletinin kalktığını biliyordum şey, peki ya ben, ben bu aşağılanmışlık hissiyle ıslanmış mıydım?

 

     Gözlerimi açmamı istedi, yüzünde o alaycı bakışı vardı daha da küçüldüğümü hissettim çöldeki kum tanesi kadar ufak, kesilen bir tırnak kadar değersizdim. Göz yaşlarımı tutamadım, yanaklarımdan süzülürken işaret parmağıyla yakaladı, silahını inceleyen bir katilin edasıyla parmaklarını inceledi, zevkin doruklarında olduğunu anlayabiliyordum bakışlarından, ben en dipteydim o en tepede..

 

    Parmağına sürdüğü gözyaşı tokatıyla yine yanağımla buluştu, şişeden bir kaç damla yere idrar damladı, bir kaç gözyaşı da yanağımdan yere süzüldü, saçımdan sertçe kavradı, olacakları tahmin edebiliyordum biraz azarladıktan sonra tüm saçımı eline dolayıp yüzümü yere eğdi ''YALA!'' hıçkırıklarımla beraber yalıyordum. gözyaşımı, çişimi, yalıyordum. Birde kussam tam olacaktı. bu fikre gülümsedim. Sanırım etik kavramım iyice bulanıklaşmış, yok olmaya yüz tutmuştu ya da alışıyordum değilse çişimi yalarken gülümsemenin bir mantığı yoktu.

 

    Yerleri yalayarak temizledikten sonra şişede kalanı da tek seferde gözlerinin içine bakarak içmemi sağladı. Oldukça zevke geldiğini hissediyordum, bu da demek oluyordu ki dahası var. Ellerine doladığı saçlarımdan ayağa kaldırıp duşa götürdü, elim bir ara yanlışlıkla da olsa aletine değmişti, sem sertti sanki rusların çoğunlukta olduğu bir çıplaklar kampındaymış gibi gülümsedim. Dediğim gibi yanlışlıkla da olsa ikimizinde hoşuna gitmişti...

 

    İlk önce çocuğunu yıkarmış gibi temizledi beni, kalbimin hızlanmayı sevdiği dakikalardı, açtığı yaraları sarıp ardından sevişecektik. Ev bomboştu aslında, sadece ikimiz vardık ama hiç bir yer şu göt kadar duşa kabinin içinde olmanın zevkiyle eş değer değildi. Belki suyun verdiği bir zevkti belki suyun serinliğinin belki de dar alanda olmak bu kadar hoşuma gidiyordu. Bilmiyorum işte farklıydı. Ha bu arada ceren ne mi yapıyordu? Ceren belimi daha da kıvırmam, daha hızlı git gel yapmam ve daha şehvet uyandırıcı şekilde inlemem için çırpınıyordu.

 


 

BÖLÜM İKİ: AYRAN

Bir kaç ay önce…

    Aptal ve asla birbirini sevmeyen insanların bir arada bulunduğu toplantılardan bir tanesindeydik. Kendimi sorguladım defalarca sevmediğim bu kadar insanı bir arada görmeye değer mi diye, sevdiğim insanlar için ve dedikodudan geri kalmamak için değerdi. Siyah, oldukça göz ardı edilmeye müsait bi elbise giydim ve saçımı at kuyruğu yaptım dediğim gibi sadece sevdiğim insanlarla görüşmek içindi onlar içinse fazlaca süslenmeme gerek yoktu.

 

    İçeriğini bilmediğim bir toplantı olacaktı, yani kimsenin bilmediği sürpriz konsepti olan bir munch. Kimsenin etlisine sütlüsün karışmadan köşeden ayranımı içecek ve olanları izleyecektim. Hala küçük bir kedi olduğum için alkol almıyordum ve mekâna benim için yöneticilerce ayranım temin ediliyordu.

 

    Eh öyle de olmuştu. Elimde ayranımla olan biteni izlemeye koyuldum. Fileli çoraplı kadınlar, kokuyu sürünmeyip banyo yapan erkekler, gıybet grupları, yiyişenler.. Her şey vardı. Öğrendiğime göre ilk bir kaç saat herkes istediği gibi takılacak ardından asıl gösteri ortaya konacaktı. Eski flörtlerimden birisi bana selam verdi. Selam veriyor olması eski olmasının olumlu bir hareket olduğuna göstergeydi. Cool adam severim abi ben, peşimden koşulmasını değil peşimden koşturmayı severim. Bir diğeri ise karşımda mutlu olduğunu bana kanıtlamak istercesine her seferinde bir öncekinden daha yüksek desibelli kahkahalar atıyordu. Ceren’in zafer çığlıklarını duydum, hepsinin aklının bir köşesinde hala adım geçiyordu. Evet geçmişim biraz kalabalıktı, uzun yıllar ait olmanın peşinde koşmuş ve hep yanlış insanlara denk gelmiştim. Sonrada pes etmiş istesem de vazgeçemediğim bu camianın hayalet üyelerinden birisi olmuştum.  Benim hakkımda söylentilerde bitmiyor değildi, kimisi aslında brat değil oldukça dominant karakterli bir kadın olduğumu ama ısrarla sub takıldığım için yalnızlığa mahkûm kaldığımı söylüyordu. Bazen onlara hak verecek kadar gaddar ve dediğim dedik olabiliyordum ancak iş yatak odasına ve sekse geldiğinde o aslan parçasından eser kalmıyordu. İçimdeyse bu düşüncelerime homurdanan birisi vardı..

    Yaptıkları yapacakları işi sikeyim! Bugün ki oyuna göre herkes bir partner edinecek ve o kişiyle bu munch sonuna kadar takılacaktı. Tüm tanıdıklarım partnerliydi ve sikimsonik bir adamla play yapmak istemiyordum. Organizatör tek tek kalan insanları tek tek birileriyle eşleştirdi ve en son kenarda saklanmış olan beni buldu. Adama para bile teklif ettim ama faydası olmadı. Herkes partnerine odaklanmıştı bile. Tin tin kolumdan tutup beni boşta kalan son beyefendiye götürdü. Ortalamanın ve taş çatlasın benim boyumun beş santim üzerinde boy seviyesi olan bir adamın yanına beni bırakıp kaçtı. Suratım asık düzenli aralıklarla iç çekerek vaktin dolmasını bekliyordum bir yandan da agresif agresif pipetimle ayranımı içiyordum. Gözlerimin ucuyla da arada beyefendiyi kesiyordum yeni miydi buralarda?

-gözün şaşı kalacak kafanı çevir de bak neyi merak ediyorsan.

- yooo. Afallamıştım. Açık sözlülüğü beni tepetaklak etmişti.

- oyunun kurallarını dinlemedin mi?

- yoo. Hala şaşkındım. Şaşkın ve aptal

- senin için buranın en zor kızlarındandır demişlerdi. Sanırım alay ettiler. NE? Bu kimliği belirsiz cüce boylu herif cool içkisini yudumlarken, ademcik elması yutkunmaya ön ayak olmak için aşağı yukarı kayarken, kokusu burnumu şenlendiriyorken beni aşağılayacak mıydı?

- ne basitliğimi gördünüz 3 dakikada?

- düzgünce bana bakmaya bile çekiniyorsun, bildiğin tek kelime de yoo sanıyordum 1 dakika öncesine kadar. Benim gibi cennetten çıkma melek gibi kızı sinirlendirmeyi başarmıştı

- neymiş bu oyunun duymadığım kuralı?

- sağındaki masadan en az iki oyuncak seçmen ve hepsini tüm gece boyunca kullanmamız gerekiyor dedi. NE! Bu gece gerçekten geldiğim son munch olacaktı. Dedikodu için başıma gelenlere bak..

- git ve kendine uygun olan oyuncakları al emek isterdim ama muhtemelen geriye matkap falan kalmıştır, git al. Kızardığımı hissettiğim anda kafamı çevirdim. Zaten aptal olduğumu düşünüyordu bir de bebek gibi kızardığımı görmemeliydi.

    Hasiktir. Haklı çıktı. Almam gereken 3 oyuncak vardı ve hepsi birbirinden göt oyuncaklardı. Elektrikli tasma, en az 25 santimlik strapon ve göğüslerime kullanacağını düşündüğüm elektrik verici şey vardı. Evet, şey adını bile bilmiyordum. Başım yerde tin tin yanına koyuldum. Oyuncaklara bakınca gülümsedi. Bu gülümseyişi biliyordum, senin ağzına sıçacağım gülümseyişiydi bu. Lanet olsun! Uzun zamandır hissetmediğim o şeyi hissettim, kelimelere dökülemeyecek kadar kızdığım ancak aynı zamanda uyarıldığım ve muhtemelen ıslandığım bu ikilem. Önüne çökmemi emretti gözleriyle. Gözleri ela mıydı? Şu an farkına varıyorum..

   Bir elime 18 saniyede bir ağzına götürdüğü sigarayı diğer eline ise iki dakika 8 saniyede yudumladığı votka bardağını verdi. Votka olduğunu demin onu yandan gözetlerken barmeninin doldurduğu şişeden fark etmiştim, tadını bildiğimden değil yani. Tasmayı usulca geçirdi boynumdan, hiç canımı yakmadan. Elektrik bantlarını ise elime tutuşturup arkasını döndü. Zamanı geldiğinde dedi zamanı geldiğinde sen kendin teslim olacaksın bana. Gözlerine baktım. Kıvılcım gördüm, diğerlerinde olmayan bir kıvılcım, ürktüm, mutlu oldum. Heyecanlandım. Ceren zihnimin bir köşesine geçip bu kadarcık dominasyonla mastürbasyon yapmaya başlamıştı…

    Herkes neredeyse yiyişiyordu orta yerde kalbim biraz hızlanmaya başladı, kumandam ondaydı istese, canımı hazır olduğumdan çok daha fazla yakabilirdi. Kurbanlık koyun gibi adını bile bilmediğim bu adamın merhametini veyahut acımasızlığını tatmayı bekliyordum.

BÖLÜM ÜÇ: OYUN

    Benimle ilgilenmeyi keseli uzun zaman olmuştu her ne boksa içtiği şeyi içmeye devam ediyordu. Gözlerim halının deseniyle sevişiyordu dakikalardır ve bitap düşmüştü. Boş bulunup yan tarafımda inleyen adama kafamı çevirdim. Gayri ihtiyari saliseler boyu süren bir göz gezdirme. Ardından daha önce tatmadığım o acıyı tattım ben daha ne olduğunu anlamadan saçlarımdan tutup kendine çekti. Büyük harflerle konuşuyordu, ben daha olayın şaşkınlığını üzerimden atabilmiş değildim. Gözlerine baktım saç diplerim lanet okuyordu onun gözlerinin alevi ise bu gece tatsız olaylar yaşanacağını ayranımın döküleceğini söylüyordu.

-hiç terbiye vermediler mi sana, bir efendi yanındayken başkasına bakılmaması gerektiğini kimse söylemedi mia?

-yanımda bir efendi görmüyorum. Korkmuyordum ondan. Burada bu şartlar altında bana en fazla ne yapabilirdi? Gözleri sanki mümkünmüş gibi yeniden ve daha çok alevlendi. Yan taburesine koyduğu straponu ve kumandaları aldı. Yarısından fazlası dolu bardağı bir nefeste bitirdi. Bana bakmıyordu, bense gözlerimi ondan alamıyordum. Saçlarımı olabildiğince şık yaratılmış ellerine doladı, muhtemelen daha önce gözüne kestirdiği bir noktaya beni sürüklemeye başladı, ne zaman direnecek olsam elindeki kumandalarla beni vazgeçirdi. Acı her yerdeydi, dizlerimde, göğüs uçlarımda, şah damarımda, zihnimde… Sadece goygoy olsun diye geldiğim munchta ebem sikiliyordu.

    Ellerimi pantolonuna belli belirsiz yalvarırcasına dokunduruyordum ama sadece onunda belli belirsiz tekmelerle karşılık vermesine sebep oluyordu. Hedeflediği yere vardığımızda sağ bacağını dizime koydu ve ceplerini karıştırmaya başladı. Sanırım bu da kaçırttığım bir diğer oyun kurallarından birisiydi. Anahtarı çıkartıp kapıyı açtı ve beni saçlarımdan tutarak içeriye fırlattı. Dizlerimi ovmaya başladığımda gülümsedi, sinirlendim. Hiç düşünmeden ‘bu kadar güleç yüzle nasıl efendi oldun’ diye sordum. Gülümsemesi yavaş yavaş soldu ve sürükleme seansları geri başladı.  Kıyafetlerimi soymadan sadece aletleri çıkartarak beni bir penguyenin bile üşüyeceği suya bastırdı. Ne olacağını kestirememek beni hem ıslatıyor hem de sinirlendiriyordu. Gözlerimi açmakta ısrarcı davransam da suyun soğukluğuna karşı koyamıyordum. Eli boğazımdan bastırıyordu, bu nasıl olabilirdi? Ölümün eşiğindeydim her şey onun insafına bağlıydı ancak ben konuşabiliyor olsam beni sikmesi için yalvaracak derecede zevk alıyordun. Ellerimle boğazımı sarmalayan elini kavradım. Küçük iniltiler kopuyordu boğazımdan. Her 40 saniyede bir 3 saniyeliğine kalkmama izin veriyordu. Titremeye başlayalı uzun bir süre olmuştu. Artık yavaştan da kıpraşmaya ve teslimiyetten uzaklaşmaya başlamıştım… Dayanamayacak noktaya geldiğime kanaat getirince beni öylece koydu ve gitti, suyun içerisinden kalkıp öksürmeye başladım, ciğerlerimde biraz önce saç diplerimin yaptığı gibi küfrediyordu. Düşünebilme yetimi geri kazandığımda suyun içinde hayatımın film şeridi gibi gözlerimin önünden geçtiğini bile hatırlayınca gülümsedim ne gündü ama!

    Kapıda belirdi, elinde silahı vardı, evet tahmini 25 santim kadar olduğunu tahmin ettiğim strapoon. Hiçbir şey söylemeden koşar adımlarla dibimde bitti burnumu kapattı ve ağzımı açana kadar bekledi, açar açmaz kendi penisini köklercesine soktu ve beni o itelemeyle küvete geri yatırdı. Yaşadığım şaşkınlık itaatsizlik olarak geri dönüyor itaatsizliğim ise daha fazla köklemeyle sonuçlanıyordu. Sinüslerim yırtılırcasına zorlanıyordu, tenim ıslaklıktan buruş buruş olmuş gözlerim en az zihnim kadara bulanıktı. Pes edip özür diledim. Belli belirsiz suyun altında bileğine kavrayarak dilediğim özür. Bademciklerim tahriş olmuştu ancak neden dolayıydı çıkaramıyordum, gırtlakladığım strapondan mı yoksa soluk boruma kaşan sular yüzünden öksürürken mi bilmiyorum. Ben bu salak tartışmaları yaşarken adını bile bilmediğim adam usulca az önce neredeyse beni boğacağı küvete usulca yanıma girdi ve kucağına aldı. Pes ettirebilmiş olmasından dolayı hafifçe belirttiği istekleri yerine getiriyordum, üzerine çekti yavaş yavaş, sol elinin yardımıyla içime girdi. Hafifçe inledim. Acının, yüksek dozda gelen acının ardından vanilya sikiş. Mmmm… usulca gidip gelişleri, saçımı eline dolayışı ve sadece daha da ıslatacak kadar çekişi, hafifçe zevkten kıvrandıracak kadar, hayatımın geri kalanını onunla geçirmemi istetecek kadar narin ve derin öpücüklerle beni kudurtuşu… Yeni bir dönemine gireceğim aşikârdı…

BÖLÜM DÖRT: VERDİN Mİ?

    Olan bitenin üzerinden birkaç saat geçmişti, sabaha karşı, usul usul sigarasını içişini seyrediyordum. Ne düşüneceğimi bilemez haldeydim. Gözlerine sadece bana bakmadığına bakmayacağına emin olduğum saniyelerde ufak ufak değdiriyordum gözlerimi, kaçışımı yakalasa tek sözüyle bıçağı boğazıma dayayabilecek bir itaatkâr haline bürünecektim, fazlasıyla itaat etme arzusu uyandırıyordu, uçlarda yaşamaya olan inadım evet bir gün başıma bir şeyler getirecekti. Seslerden rahatsız olduğunu sezebiliyordum tavrından, ama bunu soracak cesaretim yoktu, koltuğun arkasından annesinden dayak yemiş ama yine acısını annesinden uzakta yaşayamayan bir veledin ıslak gözleriyle izliyordum onu. Ufak ufak titriyordum.

    Ne zaman bir şeyi enlerde yaşasam ki hissin ne olduğu hiç fark etmiyor titremeye başlıyordum. Sıkıldım dedi, neyden benden mi? Onu izlememden mi? Korku ve acının zihnime gök kubbenin hareketli olduğu bir gecede bir su birikintisine düşen yıldırım gibi düştüğünü hissetim. Benden sıkılmış olma ihtimali çektiğim acının boyutunu mental acıya taşıyan olasılıktı, kapıyı çekip beni bırakıp gitme ihtimali ise korkunun kaynağıydı. Eğer bir su birikintisine yıldırım düşerse o kısmın rengi açılır ve daima öyle kalır. O geceden sonra o anı hissimin ete kemiğe bürümüş hali olarak hatırlayacaktım, olayın renginin değiştiğini anladığım an.

   Eşyalarını topla da çıkalım dedi. Gülümsedim. Benden sıkılmamıştı, bu gece buradan birlikte ayrılacaktık. Hemen denileni yaptım özensiz bir şekilde üzerime geçirdiğim kıyafetlerle dikildim karşısına, bu sefer gülümseme sırası ondaydı,

-acele et demedim, hazırlan dedim. Ama aferin, hoşuma gitti. Hani bazı anlar vardır, yanaklarınız kızarır ve şu an burayı koşarak terk etsem halim ne olur diye aklınızdan geçirirsiniz, heh! tam olarak ondan işte

- sigaranı söndürmeli miyim? Konuyu değiştirme çabam fark edilmeyecek kadar mükemmel değildi ama daha da utandırmayacağını hissetmiştim. Zaten utandırsa muhtemelen b planı olan koşarak gitme eylemini gerçekleştirecektim. Kapıyı açarken gülümsüyordu, gülüşüne değinmiş miydim? Yaşadığımı hissettiriyordu, bir şeyler kopuyordu daha doğrusu ördüğüm duvarlar yıkılıyordu, savunma mekanizmam gülüşünün altında kalıyordu. Umarım dedim, umarım başıma bir şey gelmez.

     Önümden çıktı kapıdan, arkasından yürüyordum tin tin, insanların çoğunun kafası iyice güzelleşmişti, kalan azınlık ise bunu için uğraşıyordu ah benim canım ayranım, umarım bir kediye verirler bardakta kalanı…

     O sırada olmaması gereken bir şey oldu, eski konuşmuşluklarımdan birisi bacağımdan yakaladı, ‘’ nereye gidiyorsun lan ‘’ dedi. Yine yanaklarımın kızardığını hissediyordum. Kafamı kaldırıp direk ona baktım, adamı süzdü bir süre sonra bakışlarını kinle gözlerime dikti:

-verdin mi?

-neyi verdim mi?

-bu herife, verdin mi vermedin mi?

-yo-yok hayır

-güzel.

    Arabasına bindiğimde hala şaşkındım, adama tekme attığı için. Evet adama -bacağımı tuttuğu ele yani- en seksisinden bir tekme savurup elimden var gücüyle çekiştirerek çıkardı beni mekandan. Gözlerimi ondan ayıramayacak kadar hayrandım, Ceren  kendini yırtık dondan çıkar gibi, evet yırtık dondan çıkar gibi ortaya atmıştı, acaba bir kez becerir mi diye geçiriyordum sürekli…

BÖLÜM BEŞ: KAPUT

 -kenara çeker misin?

-neden? Bu sefer afallama sırası ondaydı. Güzel.

-kusmam için. Arabadan inince bir kaç kez öğürürmüş gibi yaptım ama şaşkınlığını atıp arabadan inmeden önce ben ona doğru yöneldim, kapıyı açmama izin verdi, inmeden önce gözüme kestirdiğim kucağına oturdum saniyeler içinde elim ensesindeydi, ilk önce kokusunu çektim içime, sanki bu kokuya özlemim varmış gibi, öyle içten öyle sert. Elini saçıma götürdü, inledim ve elbette ki ıslandım olmaması gereken kadar ıslandım, hissetmemesi için dualar yolladım ama dudaklarında ki gülümsemeyi gördüm. Hissetmişti, lanet olsun! Yanağım yakıcı bir hisle uyuştu, kan tadı geldi, dişim dilimi kesmişti, ödül tokatıydı bu sanırım, ıslaklığıma verilen ödül, tahmin edilemez katsayıda şehvetle inledim, kıyafetim sırılsıklamdı, kulağına eğildim, belli belirsiz gülümsemem, sanki etrafta birileri varmış ve duymasınlar temennisiyle fısıldadım ‘’ siker misin beni’’. Sarhoş değildim zira sadece ayran içmiştim ama kokusunu duyduğum andan beri mantıklı düşünemiyordum, o olmalıydı, acıdan beni kıvrandıranım o olmalıydı. Saçlarımdan çekti diğer elini ıslaklığıma değdirdi, sanki mümkünmüş gibi daha da ıslandım, parmaklarını ağzıma götürdü ‘’neden olmasın ki küçük şeytan’’

  Sürükleyerek kaputa yasladığında tenime çarpan soğuk hava tüylerimi diken diken etti, inledim, elleri saçlarımdaydı, elbette ki çekiyordu ve birden o özlemiyle gecelerce kendimle oynadığım mükemmel his, bu sefer çığlık attım, elleri ağzıma indi, kapatmaktan ziyade parmakları yanaklarımı avuçluyor ve çekiştiriyordu. Bir bacağım kaputun üzerindeydi, daha seksi anca üç ya da beş an yaşamış olabileceğim geçti aklımdan, her girişiyle inliyordum, en sürtük ses tonumla en içten, kaç dakika git gel yaptı bilmiyorum olabildiğince sert bir şekilde içimden çıkıp beni sikinin önüne getirip ağzıma boşaldı, gözlerimi ondan ayırmadan dilim dışarda bekledim bitmesini nefesim normalleşene kadar inlemeye de devam etti. Bu munch mutlu sonla bitmişti. Boğazımdan geçerken spermleri, elleri şah damarımdan kavramış yutkunmama şahitlik ediyordu..

 

BÖLÜM ALTI: BALKON

    İşi bitince tıpış tıpış koltuğuma geri döndüm, ama bu sefer arkaya oturmuştum erkeklerin boşaldıktan sonra pişmanlık yaşadığı düşüncesi aklımdan çıkmıyordu. Beni görmek istemeyeceğini düşünerek koltuğa oturdum. O ise benim binmemin hemen ardından azıcık bir süre önce seviştiğimiz yerde bir sigara yaktı. Ergenlik olduğunu asla kabul etmeyeceğim bir şekilde sigara içen insanlar bana çekici gelirdi. İnsanlar diyorum çünkü kadınlara bile bazen yükselmeme sebep olan bir şeydi bu. Nefesini çekerken içine göçen yanakları, bir ufak beliren gamzesi, çekişiyle beraber alevlenen sigaranın ucu… Tekrar ıslandığımı zannediyorum. Birden eliyle koymuş gibi gözleri beni buldu, ah! İzlerken yakalanmıştım yine, eylül ayının ortalarında hala dalında duran bir elma gibi kızardı yanaklarım, gülümsedi. Daha da utanmam mümkün değildi herhâlde, ne aptalım!

    Nereye gideceğimi, gitmek istediğimi sormadan gideceğim yeri bilir gibi ilerliyordu araba. LAN?!  Acaba bu cinsi sapık benim evimi biliyor muydu? Bir oyunun içine mi düşmüştüm ben?

-          Evimi nerden biliyorsun?

-          Ne ?

-          Diyorum ki evimi nerden biliyorsun?

-          Evini bilmiyorum?

-          E nereye götürüyorsun beni?

-          Evime?

-          Evine mi götürüyorsun?

-          Gerizekalı mısın sen?

-          Hayır ama ne bileyim sormayınca bende ya da davet etmeyince san-

-          Seni az önce yol kenarında inleterek, zevkten titreterek becerdim. Dahası beni kendinle oynarken izlediğini gördüm. Sormam gerekmiyordu bence cevabın belliydi. İşte şimdi sinirlenmiştim. Dur, ne? Koltuğun arkasındaki beni ve ellerimi nasıl görmüş olabilir dışarıdaydı ve tüm odağı sigarasındaydı. Daha da utanır mıyım diye sordum ya, evet bu mümkünmüş

-          Kö-kötü birisisin

-          Hı hımm hep öyle söylerler sonra ise tekrar becermem için yalvarırlar, tahmini yarım saate sende yalvarıyor olacaksın. İçimden konuşurken ona ukala deme şansım vardı değil mi? Bence vardı, beni duyamıyordu ve kendimi yatıştırmam gerektiğini hissediyordum. UKALA!

    Bana asırlar gibi gelen bir sürenin sonunda durdurdu arabayı, peşinden gitmemi işaret etti, adımları ne kadar da büyüktü böyle?   Annesinin peşinden yetişmeye çalışan yavru ördek gibi koşturuyordum. Tamam cool birisin anladık diye çemkirmek istedim yüzüne, ama tabiki peşinden yürümekle yetindim. Tahmini gör daireli bir binanın kapısından girdik, binada tek bir ışık bile yoktu, komşuları ya uyumuştu ya da komşuları yoktu, ilkincisi olması için dualar ettim.

Eve girdiğimde şaşkınlıktan konuşamadım bir süre gereksiz tek bir şey yoktu, olması gereken her şey vardı ve olan her şeyin bir açıklaması vardı, sadelik, bu kadar çekici gelebilirdi ancak.

-          Ne yapmalıyım?

-          İçecek bir şeyler getirmelisin

-          Ee şey?

-          Mutfak karşıda, yerinin açık olduğunu düşünüyorum, korkma ortada çalmakla suçlanacağın bir şey yok ben üzerimi değiştirip geliyorum.

Mutfağa girip dolapları karıştırdım, içki ,içki, kahve, içki başka bir şey içmez miydi bu adam? İşin garibi çoğunu hazırlayıp sunmayı bile bilmiyordum. Bıçakla bira kapağı açılır mıydı? Gerçi teneke kutularda vardı ama bunları içip bana istemediğim şeyleri yapmasından korkuyordum –beni dövmüş olması ve sikmiş olduğu gerçeğini hatırlamamaya çalışıyordum- büyük bardaklarından bir tanesini doldurmak üzere elime aldığımda susadığımı fark ettim, bence o da susamış olmalıydı ve illa alkol tüketmesine gerek yoktu, bence yoktu. İçtiğim bardağa hemen ona da doldurdum ve yanına koyuldum. Gözlerini kapatmış tek kişilik koltukta oturuyordu

-          Getir bakalım, otur şöyle dizimin dibine, zevkine güvenmeli miyim?

-          Tek seferde yudumlayabilir misin?

-          Oyun mu oynamak istiyorsun?

-          Sadece yapabileceklerinizi merak ediyorum.

Gülümsemeyle beraber bardağı kafasına dikti. 30 saniye falan sürdü dibi görmesi, kafasından bardağı çektiğindeyse

-          Su mu getirdin bana içeyim diye

-          Hı hım ben içtim, susadığımı fark ettim belki sizde-

-          Gerçekten midemi suyla mı doldurdun sen?

-          Evet ama gerçekten sizede-

-          Git bi bardakta kendine doldur

-          Ama ben bir tane içtim zaten

-          Dediğimi yap.

Parmak uçlarında mutfağa döndüm ve üzerinden birkaç parmak esik bir şekilde kendime de doldurdum. Parmak uçlarında yanına döndüm ve demin gösterdiği yere çöktüm. Dikkatli bir şekilde su seviyesine baktı, tek kaşı kalktı ve içmemi emretti. Sanıyorum ki bardak olabilecek en fazla büyüklükteydi, sızlanarak tahmini iki dakika içerisinde bitirdim, karnımdaki baskıyı hissedebiliyordum. Şimdi dedi, şimdi yapmanı istediğim gibi tamamen doldurup getir. Yüzüne bakakaldım. Sanki yapmamı istese tekrar doldurmaya gitmeyecektim. Dizlerimin üzerinden kalkmadığımı gördünce güzel bir tokat patlattı:

-          Hadi!

Eh, el mecbur kalkıp bir tane daha doldurdum, ağzına kadar, hatta yolda herhangi bir insanın dökeceği kadar doluydu. Dökmemek için on beş adımlık yolu biraz uzatmış olabilirim ki önüne oturduğumda kaplumbağa mısın sen diyerek bir tokat daha attı, keşke bu kadar çaba sarf etmeseydim diye iç çektim. Gözlerime baktı ve emir verdi. İÇ! Az önceki seferden daha uzun sürmüştü elbette, suyun boğazımdan inişini hissedebileceğim son ana kadar hissediyordum, midem bulanmaya başlamıştı. Nihayet dibi göründüğünde bardağın, çişim gelmişti bile…

Suyu çok da sevmediğini anlamıştım bu gece olanlardan sonra, olanlardan sonra diyorum çünkü o kadar suyu içirdikten sonra birde tokatıyla ayağının üzerine ve yanına dökülenleri temizletti. Yalayarak temizledim elbette. Sonrasında ise aşağılanmışlık hissinin verdiği öfkeyle becerdi beni, inleyişlerim bu sefer zevkten değildi, her girip çıkışında içtiğim suların karnımda hareket edişini hissediyordum ve yine girip çıkarken çişimi yapmamak için kendimi sıkıyordum sanırım onun zevk almasına ön ayak olan bir durumdu bu. Göz yaşlarımı yalamaya başladım genelde Ceren devreye girdiğinde yaptığım bir hareketti bu, kibir kokan, intikam için bilenip yaptığım bir hareket.

Şimdi ise olanların ardından bir saat kadar geçmişken, ıslak saçlarımla dizinin dibinde giyinmem için izin vermesini bekliyordum, güneş usul usul doğmaya çalışıyordu evlerle kaplı mahalleye, o ise ne yaptığına anlam veremediğim şekilde telefonuyla oynuyordu. Hep yaptığım gibi bazen kaçamak bakışlarla yüzünü izliyordum bazense belirli belirsiz bacaklarına dokunuyordum, yokmuşum gibi davranıyordu, olsun. Birden dayanamayıp

-          Artık tuvalete gidebilir miyim bayım?

-          Hayır

-          Peki üzerimi giyinebilir miyim?

-          Hmm gel bakalım deneyelim bunu.

Peşine koyuldum, kıyafetlerimi fırlattığım yerlerden teker teker topladı, gülümsüyordu hayatımın kayacağını hissettiren gülümseme… İç çamaşırıma geldiğinde duraksadı, o bir yandaydı, diğerleri bir yanda. Ördek gibi yine takılmıştım peşine, balkona doğru ilerledi

-          Oraya bu halde çıkmayacağım

-          Öyle mi? Sesi çok tehditkardı.

-          Mmm onları bana verir misiniz?

-          Gelip alman gerekiyor

-          Lütfen. İnsanlar eminim ki uyanmaya başlamıştır, siz böyle şeylere alışkın mısınız bilm- sözümü tamamlayamadan elbisem hariç her şeyi bırakıverdi, bahçeye yani. Yetişemeyeceğimi bilsem de can havliyle yanına koşup arkalarından bakakaldım. Alaycı bir tavırla konuşmaya başladı

-          Yapman gerekeni biraz geç yapıyorsun, otuz saniyeyle kaçırdın, ne yazık.

 Kontrolü cerene devrettiğim dakikalar sinirden gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye hazır bir şekilde birikmişlerdi bile, elbiseyi kurtarma için bir hamle yaptım ama –tabiki- benden daha hızlıydı.

-          Şimdi gidip attıklarımı topla gel, çok uzun sürmesin hafta sonu olsa bile insanlar uyanmaya başlayacaklardır, tabi hala uyanmadılarsa…

Tek bir söz söylemeden, ne yapacağımı bilemeden kapıya yöneldim Ceren sövüyordu her şeye, buraya geldiğim için bana, bunları yaptığı için ona, kapıdan çıkıp gitmem bu kadar uzun sürdüğü için mimara… Kapıdan dışarı adımımı attığımda arkamdan seslendi, bir umut şaka falan olduğunu söylemesini geçirerek döndüm, o ise üzerimdeki havluyu çekti

-          Bir fazlalıkla iniyorsun sanki

-          Ha-hayır ama artık!

-          Güle gülee.

Kapıyı yüzüme kapattı. Artık aklımdan geçen tek şey kıyafetlerimi alıp bu ruh hastası adamdan uzaklaşmaktı. Olabildiğince hızlı şekilde indim merdivenlerden, olabildiğince hızlı ve sessiz. Bahçe kapısı kapalıydı, geniş bir bahçeydi ve neredeyse boyumu aşan şekilde çevriliydi etrafı, attığını düşündüğüm yere doğru ilerlerdim. Ah, canım kıyafetlerim sizi bu kadar önemseyeceğim aklıma gelmezdi. Tek tek topladım hepsini, tabii toplarken Ceren bir dakika bile susmuyordu. O da susmuyordu. Sesleniyordu durmadan ne içmişti böyle? Sorunun cevabına gülümsedim.

-           Buraya bakmazsan tüm mahalleyi uyandırırım! Diğer seslenişlerinden daha desibelli bu seslenişi ürkmeme ve kafamı kaldırmama sebep oldu. Pantolonunu indirmiş eli sikinde bana bakıyordu. Halimden zevkmi alıyordu bir de?  Kimin evine gelmiştim ben böyle?

-          Aç ağzını!

Desibelinin yüksekliği tehdidin hala devam ettiğinin göstergesiydi, denileni yaptım. Tüm bedenim olan şeyin heyecanıyla ve şaşkınlığıyla sarsıldı, asityakıp kavuruyordu yanağımda ki yaraları,ağ<ım dolup taşıyor, istemsiz yutkunuyordum, dakika kadar sürdü işemesi, sokağın ortasında ağzıma sıçıyordu! Vizyona bak! İşi bittiğin de çabuk diye emretti, kucağıma bastırdığım kıyafetlerimle koşturmaya başladım, idrar kesem sancıyordu her adımımda, ihtiyacım olandan fazlası vardı vücudumda, söverek çıktım merdivenleri, intikam için yeminler ederek.

Eve geldiğim de kapıdaydı, zevkten dört köşe, ağzı kulaklarında bekliyordu beni, kapıyı kapatır kapatmaz elimdekileri çekip aldı ve ellerini saçlarımda doladı, sürüklemeye başlamıştı (yine). İnliyordum usulca, olanlar zihnimden geçtikçe vajinam ıslanıyor çişim baskı yapıyordu, saç diplerin daha önce hiç bu kadar çekilmemişti, sızlıyordu her tarafım ve uykum vardı.

Sonunda klozete oturduğumda  beni izliyordu, ereksiyon olduğunu görebiliyordum, o kadar yanıyordu ki canım hiçbir şeyi umursayacak halim yoktu. Ne gündü ama! Bitmek bilmiyordu, bense çoktan yeni sahibime teslim oldum diye geçirdim içimden, yeni kölesini yıkarken…

     

BÖLÜM YEDİ: BAŞLANGICIN SONU

            Sadece dakikalar sonra yataktaydık, koynunda yorgunluğun sarhoşuydum. O ise birasını yudumluyordu. Ne olacağımı bundan sonra kim olarak kalacağımı düşünmeden sadece huzurla onun olmanın tadını çıkarıyordum, iyi bir itaatkar olmanın, emirlerin hepsini yerine getirmenin tadı.

-          Ağzından damlayanlar umarım çiçekleri kurutmaz

-          Gerçekten çırılçıplak bahçeye inmemi nasıl istedin benden? Ya gören olsaydı? Belki de oldu?

-          Hayır hayır olmadı. Olmayacağından emindim ki gönderdim.

-          Sokakta ki herkesin kalkış saatlerini mi ezberledin?

-          Sokakta kimse evinde değil. Hiç mi haberin şehrin bu tarafından nasıl insanların yaşadığına dair? Hepsi yurt dışında sadece senenin belli zamanlarında dolup taşıyor bu site ve şansına o zamanlardan birinde değiliz.

Aydınlanmıştım ama sinirlenmiştim de. Ya birisi beni görürse korkusuyla bu yaşımda kalp krizini eşiğinden döndüm. Bunan haberi var mıydı acaba? Aslında şöyle bir düşününce tabi ki vardı ve asıl istediği de buydu. Aklım bu fikirle çalkalanırken vajinam karıncalandı. Bende onu kızdırmak istedim, sonucu ne olursa olsun.

-          Gerçi doğru, mekanda bacağıma yapışan herife verdiğin tepkiden beni paylaşmaktan hoşlanmayacağını anlamalıydım.

Bu cümleden sonra vücudunda kasılmalar hissettim. Vajinam yine karıncalandı, sahiplenildiği hissetmek dünyanın en azdırıcı şeyi olabilirdi. Sol bacağımı kavrayan eli sertleşti

-          Kaşınıyorsun küçük şeytan ve bu hiç de senin hoşlanacağın sonuçlar doğurmayabilir. Kapat gözlerini ben seni azaplardan azaplara atmadan önce uyu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM SEKİZ: DOLAP

Günümüz…

            Bir şey o istiyorsa olurdu. İkili ilişkimizde de bu böyleydi onun kendi hayatında da. Bu ceza bir şeyin sonucuydu aslında; itirazlarımın. Daimi olarak onun ayaklarının altında, dizinin dibinde olmama karar vermişti, artık sadece oyun oynamak için gelmeyecektim bu eve, bu ev benimde içinde yaşadığım yer olacaktı. Tabi ki sadece onun isteğiyle gerçekleşen bir şey değildi, bana da sormuştu. Vücudum ellerimden zincirlerle tavana tutturulmuşken ağzım bantlıyken sormuştu tabii. Çok ince düşünür(!). Gözlerimle onaylamıştım bende. Bu işin güzel kısmıydı. Heyecanlandıran, midemde kelebekler uçuşturan, gözlerimin pırıldamasına sebep olan kısmı.

            Duştan çıkalı yarım saat kadar oluyordu. Uykuya daldığına emin olana kadar çıkmadım yataktan, derin bir uykusu vardı ve bu çoğu zaman işime geliyordu. Nefesi enseme şehvet verici şekilde değerken ona sinirlenmek zor oluyor diye uykusuna emin olduğum zaman çıktım. Ayağa kalkana kadar fikrimde balkona çıkıp olanları orada gözden geçirmek vardı ama kapıdan giyinme odasındaki dolap çarptı gözüme. Parmaklarım üzerinde oraya doğru yöneldim. Küçükken zorla gönderildiğim bale derslerinin bu kadar işe yarayacağını hiç sanmıyordum en azından o zamanlar bunun bir avantaja dönüşeceğini bilmiyordum.

            Cerenle baş başaydık. Ona fazla güvenmemem gerektiğini biliyordum. O, benim sevişinceye kadar isyankâr olan tarafımdı. Sevişinceye ve şefkat görene kadar zırlayan bir çocuk. Geçen üç beş ayda hayatımda olan şeyleri düşündüm. Aittim en azından bence şu ana kadar zaten aittim ondan başkasıyla play yapmak gelmiyordu aklıma, teklif edilince de hiç düşünmeden geri çeviriyordum. Gün onunla başlayınca anlam kazanıyor onunla bitince mutlu geçmiş sayılıyordu. Tüm bunlara rağmen bir köle kabul oyununun oynanacak olması, oyunun kimle oynanacağı oldukça ağır gelmişti. Ceren bağırmaya başladı, tamam kabul ediyorum oyunun olay kısmı değildi canımı acıtan veya acıtacak olan kısmı kimle oynanacağıydı işin sinir krizleri geçirecek olmama sebep olan kısmı buydu evet . Ona göre ön eğitimim tamamlandıysa bu kadar basit bir şey için arıza çıkarmamalıydım. Evet. Onun için oldukça basit bir şeydi.

          Ben oturmuş  aptal aptal kendimle savaşırken içerden adımı söylediğini duydum. Ufak çaplı bir şokun ardından zihnimin bana oynadığı bir oyun olması için dua ederken buldum kendimi, ama bana yaklaşan ayak sesleri bunun hiç de öyle olmadığını söylüyordu. Dolabın kapağını hafifçe kaydırdım, mutfağa doğru ilerlediğini tahmin ediyordum ben kendime kedi diyordum ama onun bu halleri beni asıl kedi olanın o olduğu konusunda daima şüphelendiriyordu. Hangi hareketleri mi? Kapağı yavaşça kaydırmamın ardından hemen tiz sesin geldiği yere yöneldi. Beni gördüğündeyse gülümsedi :

-          Ne o buralar alışkanlık mı yaptı sende?

-          Şey, ben sadece… Mmm ayaklarınız çok güzel görünüyor yalayabilir miyim?

Konuyu değiştirmek için böyle bir anda her şeyi yapardım, kendisi ceza olarak beni böyle kapatmak istediğinde çıkarana kadar sızlanıyordum çünkü. Kahkaha attı ayak yalama isteğime, sevmediğim ve emredilmedikçe yapmadığım bir şeydi. ‘’Gel bakalım’’ dedi. Tin tin penguen gibi takıldım peşine ama kızaran yanaklarım beni ele veriyordu…

 Yatağına uzanıp ayaklarının ucuna geçmemi emretti. Sövdüm kendime, açıkça dar alanlarda daha iyi düşündüğümü söylesem hiç gerek kalmayacaktı bunlara. Sağ ayağını aldım önce elime, okşamaya başladım yavaşça, başka bir şey düşünmeden sadece ayaklarına odaklanarak, ardından uzunca devam etti, baldırlarına kadar çıktım, belki masaj işini güzelce yaparsam yalamama gerek kalmazdı. Başparmaklarımla baskı uygulamaya başladım yavaş yavaş, arada sırada istediği noktalara değindiğimde aferin alıyordum, aferin, nerde söyleyeceğini çok iyi biliyordu aslında bunu. Tam hevesim kırılmaya, beceremiyor muyum diye kendimi üzmeye başladığımda söylüyordu. İşinin ehli bir efendiydi. Hayrandım ona, gözlerine gözlerimin değebiliyor oluşu nimetti benim için. Ne zaman en son böyle şeyler hissettiğimi bilmiyorum, ona dokunabiliyor olmak, onun mutluluğu için çabalamak tüm hayatımın önündeydi. Bunları düşündükçe daha özverili davranıyordum bacaklarına, iyice de domalmıştım telefonu elindeydi ama kıvranışımı göreceğine emindim.

-          Aç mısın?

-          Eh..

İç çamaşırını indirdi, bu hiç aklıma gelmemişti aslında ama işime gelmişti. Normalde kafamı bile kaldıramayan ben konu sakso olunca gözlerimi çekmiyordum üzerinden, avına yaklaşan bir kediydim artık, salyalarım akmaya başlamıştı bile güzelliğine. Her zamanki gibi ilk önce ıslatarak başladım, dilimle her tarafını ıslattım, nevresim ıslanmıştı bile ama göl olması gerekiyordu. Ağzıma aldım tamamını, salyaların daha kaygan olması için bir müddet bekledikten sonra çıkardım ağzımdan, elim kavradı bu seferde, en dipten en en ucuna kadar okşuyordum mmm ondan daha ıslaktım bunu yaparken, aferin dedikçe daha da hırslanıyordum. Önce elim ve dudaklarım birlikte çalışmaya başladı, oval hareketlerle kavrayan elimi ağzım takip ediyordu, sonra diğer elim, yapabildiğimin en iyisiyle oturuyordum önünde, ah babacığım, inlemesi Ceren’i azdırıyordu en çok, okşanıyordu resmen. Anlamıştım boşalacaktı. Kafamı çekip komodine koyduğu bir şeyi aranmaya başladı, ekmek? Elinin de yardımıyla ben aptal aptal izlerken ekmeğe boşaldı ‘’ al doyur karnını’’.

            Ne? Tamam sperm içmeyi severdim de bu kadarı da şov değil miydi? Emri netti gerçi. O istiyordu ve olacaktı. Şaşkınlık ve tiksintiyle beraber üç beş ısırıkta bitirdim yemeğimi. Ekmek arası sprem. Beni zevkle izlediğini görebiliyordum. Saçlarımı okşayıp duşa gitti. Bense nevresimleri değiştirmeye koyuldum.

BÖLÜM DOKUZ: KÖLE KABUL

            Ardından tam iki hafta geçti ve biz bir daha bu konu hakkında konuşmadık. Ama bana verdiği tarih gelmişti. Tüm geceyi sabah olacak olanları düşünmemeye ve uyumaya çalışarak geçirdim. Ama ne zaman gözlerim dakikalar boyunca sürecek uykuya dalsalar uçurumdan düşer gibi uyanıyordum. Bir zaman sonra bende yenilgiyi kabul ettim. Gelecek olan kadını bilmiyorum onun sadece birkaç kez mental acı denemelerine adını duymuştum. Adı Selda’ydı. Benden yaşça büyüktü, büyük ve tecrübeli. Kim bilir birlikte neyi deneyimlemişlerdi,  hangi ilklerini onunla yaşamıştı..

          Sabah uyandığında diğer günlerden farklı bir şey olmadı, kahvesini istedi. Ben dizlerinin dibinde otururken haberleri okuyarak geçirdi ilk saatlerini, hiç heyecanlı görünmüyordu eski itaatkarını göreceği için. Dün gece aklımdan geçenlerden oldukça farklıydı. Kahvaltısını yaparken de gözüm sürekli üzerindeydi. Normaldi. Gayet normal. Ben ise çok gergindim. O benle ilgilenmiyorken defalarca saç şeklimi değiştirmiştim. Makyajımın tonunu ağırlaştırmış ve aklımdan karşılaşma anını canlandırıyordum. Kapıyı ben açardım normalde gelene, sabahtan beri tavırlarında bir farklılık olmaması yine bu işi benim yapacağımı düşündürüyordu. Ne giymem gerekiyordu bilmiyordum, kısa süre sonra cevaplanacak tüm sorularım yakıp tüketiyordu beni.

-          Heyecanlı mısın?

-          Neden heyecanlı olacakmışım?

-          Eski manitanı göreceğin için, mesela ben görecek olsam-

-          Ee? Sen görecek olsan küçük şeytan?

-          Gergin olurdum diyecektim. Çok gergin olurdum.

-          Ben sadece senin yaşayacakların için meraklıyım. Senelerdir aklımı kurcalayan fikri bugün gerçekleştirebileceğim hem de bu kadar kısa sürede almak bu kararı..

-          Merak etmeyin efendim, yüzünüzü kızartmayacağım, fazla acımayacak

-          Gerçekten ! Endişelendiğin şey sadece bu mu?

          Eğlenceli konuşmamız kapının sesiyle bölündü. Selda gelmişti. Boğazımdan bir yumru mideme kadar indi. Koşar adımlarla kapıya yönelirken olduğum yerde kalmamı emretti. Yumru diye bahsettiğim şeyin içimde bir çığa dönüşmesini hissettim. Bu yaşananlardan sonra onu asla affetmeyecektim. Kalbimin atışını biraz sessiz olsalar duyabileceklerdi. Midem bulanacak kadar heyecanlanmıştım.

          Ne konuştuklarında odaklanmaya çalışıyordum ancak becerebilene aşk olsun. Sesi oldukça alımlı geliyordu kulağıma, tereyağından kıl çekermiş gibi derler ya, heh öyle bir his veriyordu. Cümlede neye vurgu yapacağını bilen kadın. Nasıl inlediğini merak ettim. Efendimin her bir vuruşunda zevkle kıvranan bir vücut ve şehvetle inleyen bir ses canlandı zihnimde. Karnıma kramplar girdi, eğer hemen şu an kapıyı açmasa daha fazla yanıma gelmesini bekleyemeyecektim. Odaya girdiğinde yüzünde bir ufak duygu belirtisi aradım yüzünde ama bulamadım. En iyi yapabildiği şeylerden birisiydi bu. İstemese ne hissettiğini asla anlayamazdınız. Mutluyken de böyle ketumdu kızgınken de. Bir şeyler arıyor gibiydi.

-          Neyi bekliyorum?

-          Üzerini değiştiriyor, kelepçeler nerde?

-          Karşı odada oynadık en son bakıp gele-

-          Sen dur ben bakar gelirim kıpırdama.

         Bir şeyler planladığının farkındaydım. Odadan çıkartmamasının bir sebebi olmalıydı. Karnıma düzenli aralıklarla giren krampla beraber yaşamayı öğrenmiştim bugün. Kelepçeleri bulmuş geldi odaya. Ben daha ne olduğunu anlamadan saçlarımdan geriye çekti beni. Anlaşılan bugün neler olacağını kafasında kuran bir tekben değildim, hareketleri bizim oyunlarımızda olduğuna nazaran oldukça kararlıydı. Gözü bana hiç değmiyordu neredeyse, ah ! Tanrım, onu kaybediyor muydum?

 

 

 

 

 

 

BIÇAK YARASI

        Ellerimi ve ayaklarımı yatağın köşelerine kelepçelemişti. Konuşmak istemediğinde yaptığı gibi bana hiç bakmadı. Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum, normalde olsa şu an çoktan iç çamaşırım göl gibi olmuş olurdu. Ancak içerde eski sevgilisi vardı ve birazdan tebdili kıyafet buraya gelecek, bense kolumu bile kaldıramayacaktım. Ceren odanın köşesinden bana sövüyordu. Kelepçeleri zorlamamı istersem buradan defolup gidebileceğimi söylüyordu. Efendim odadan çıktığında yaşarmış gözlerle bir kez denedim bunu. Tek sonuç acıydı. Ben kıvranırken çok da uzun olmayan koridor da Selda’nın topuk sesleri yaklaşıyordu.

          İlk önce kadın girdi içeriye, benden birkaç santim uzundu, kırmızı saçları vardı, dizlerinin hemen üstünde biten bir eteği ve dizlerinin hemen altında başlayan ince topuklu siyah çizmeleri vardı. Üzerinde hemşire önlüğü vardı. Yeniydi, bu oyun için almıştı, kokusu burnuma kadar geliyordu. Dudakları eminim ki doğaldı ve benimkilerin yanında çok daha güzel kalıyordu daha doğrusu benim dudaklarım onunkilerin yanında oldukça inceydi. Gülümsediğini gördüm, onu baştan aşağı inceleyişim hoşuna gitmişti sanırım.

-          Bu halini görseler seni sübyancılıkla suçlarlar biliyorsun değil mi?

-          Kıyafetlerini sen mi kesmek istersin yoksa yapayım mı.?

-          O zevk bana ait.

         Makası eline aldı ve en sevdiğim kıyafetlerimi kesmeye başladı. En sevdiğim tişörtüm, altında en sevdiğim efendimin hediye ettiği sütyen, şaşkınlıktan ve kızgınlıktan ağzımı açıp itiraz bile edemedim. Kalbimin atışını duyuyordu muhtemelen o ise oldukça sakindi ve yaptığı şeyi yavaşça yapıyordu. Efendime baktım, ellerini göğüsün de kavuşturmuş olan biteni izliyordu. Çok seksi görünüyordu. Kaşları hafif çatıktı, ara sıra dudaklarını ısırıyor, en basit mimiğinde bile kendini gösteren sağ yanağında ki gamzesi ortaya çıkıyordu. ‘’istediğin bıçağı getirdim’’ dedi kadın çantasını işaret ederek. Bir iki kez kelepçeleri zorladım. Efendimin bıçağı çantanın içinden eliyle koymuş gibi bulması beni rahatsız etmişti.

-          Sağ tarafı daha uygun istersen, daha kolay olur benim için, nereye kadar keseceğine önden karar ver. Kıpırdamaması için bu kadar önlem yetmez. Kollarını ben sabitlerim, sen de bacaklarına otur. Altına başka bir şey sermeyeceğine emin misiniz?

-          Hayır. Nevresim ve altındaki şey yeterli olacaktır. Sen dikiş eşyalarını da tamamladığında başlayabiliriz.

          Kadın kıyafetlerimi altımdan çekip yataktan kalktı. İşte başlıyorduk. Onun önünde ağlamak istemiyordum ama hala bunu ona yaptırdığı için sinirliydim. Yok muydu başka illegal işlerle uğraşan tıpçı arkadaşı? Selda elindeki dikiş eşyalarıyla yanıma gelirken huysuzlanmam arttı. ‘’ biliyor musun tek şikayeti onu dikecek olan kadının sen olacak olması, biraz sonra onu keseceğim ve sadece neden eski kölemin burada olduğunu sorguluyor’’ dedi. Utanmayla beraber sinirlendim, kadının kahkahası alt kattan bile duyulmuştu eminim. Efendim de şaşırmış olacak ki gözlerini benim üzerimden çekip kadına yöneltti.

         Gülümsemesi uzun bir süre sönmedi yüzünden, hay ben böyle kaderin! Komodini karnımın hizasına çekip eşyalarını üzerine koydu. Tekme atabiliyor olsaydım hepsini devirirdim diye geçirdim aklımdan, ne kadar saçma bir durumdu böyle, bariz bir şekilde efendimle sevişmek isteyen bir kadın yatağıma çıkmış kollarımı tutuyordu. Efendim ise dizlerimin üzerinden kendine yer seçiyordu. Bıçak son derece korkunç gözüküyordu, tırtıklı sapı mor renkli bir bıçak. Biraz odaklanınca üzerinde bir isim yazdığını fark ettim gözlerimin yaşından ve stresten okuyamadığım bir isim yazıyordu muhtemelen.

          Nihayet(!) kendine bir yer seçince Selda’nın da onayıyla bıçağı yavaş yavaş tenime geçirdi, elleri ufaktan titriyordu, daha önce defalarca tattığım bu acı bu sefer çok daha erken isyan etmeme sebep oldu sebebi neydi? Muhtemelen iş birlikçisinin eski uzun ilişki yaşadığı sevgilisinin olmasıydı. Olabildiğince yavaş şekilde ilerliyordu, çırpınmalarım bir işe yaramıyordu, acı her yerdeydi, bıçağın kestiği yer acıyordu, kanıyordu, kadının tırnaklarını geçirdiği yer acıyordu, muhtemelen kan toplamıştı, bunu yapmayı istemesi ruhumu acıtıyordu, ağlamamak için sımsıkı kapattığım gözlerim acıyordu. Sıcacık damlalar süzülüyordu tenimden daha önce defalarca seviştiğimiz yatağa. Nasıl bu kadar acımasız olabiliyordu? İşini sanki tuvalini renklendiren bir sanatçı gibi özenli yapıyordu, ben acıdan kıvranırken o zevkini çıkartıyordu.. Durması için her şeyimi feda ediyordum yalvarışlarım da pek bir faydası olmayacağını bilerek hayatımdan vazgeçiyordum.

         Kafasını kaldırdığında kesmeye başlayalı tahmini dört dakika kadar olmuştu. Ses tellerim tahriş olmuştu bile bu dört dakika içerisinde, ne kadar kan aktı tahmin edemiyorum, belki çoktan laminanta damlamıştı. Elleri kan içinde yer değiştirdiler, bense bir umut kıpırdandım, geri dönüş sadece kan ve acıydı. Ellerimi tutma sırası efendime geçmişti anlaşılan. Sert bir şekilde kavradı. Kadın ilk önce eşyaları daha da yanına çekti, kucağıma oturdu merakla ne yapacağını izliyorduk ikimizde, ellerimi tutması bana biraz güvence vermiş olacak ki kıpraşmayı bir süreliğine bıraktım. Teması bu durumda bile beni sakinleştirmeye yetmişti. ‘’ tam kararında’’ dedi kadın sanki yatıştığımı hissetmişçesine. Manyak mıydı bu? Kan kaybediyordum ne yapacaksa hemen yapması falan gerekmiyor muydu?

          İlk defa dikiş atılacaktı tenime aslında, yaranın kapanma sürecini izlemeyi çok sevdiğimden hem hem de daha önce hiç bu kadar büyük bir kesik olmadığı için. İlk önce o yarayı aşırı yakan şeyle temizledi kanı. Sanki pütürlü bir yüzeye elimi sürtüyormuş gibi hissettiyordu, lanet olsun! Dünyaya karnımdan bir ısı yayılıyordu ama bir tek ben görebiliyor ben hissediyordum. Eline dikiş için gerekli olan şeyleri aldı.

-          Uyuşmayacağından emin misin? Zaten şu ana kadar oldukça acı çekti

          Efendimin gözlerine baktım. Bunu bilmiyordum. Yani böyle bir şeyin konusu geçmemişti. Titremeye başladım. Gözyaşlarım süzülüyordu kollarına, kıyamazdı bana değil mi? Eliyle ağzımı kapattı. Tek görebildiğim gözleriydi ve kadına başlamasını işaret etti. Anlaşılan kıyardı.

          Zaten bir şeyleri düzeltme çabası onu bozuyor olmaktan daha çok zaman ve özen ister, örneğin bir vazoyu üç saniye içerisinde kırabilirsin ancak tamir etmen neredeyse imkansızdır. Böyleydi işte. Efendim bıçağı eline alıp keserken böyle acı çekmemiştim. İğnesini her tenime geçirişinde çığlık midemden kopup geliyordu dudaklarıma, ama çıkamıyordu, omurgalarımın tek tek yerinden çıkarılışını hissediyordum sanki. Bilmiyorum, bir başkası yapıyor olsa kendimi tutmayı denerdim ancak Selda yapıyorken olması gerekenden fazla yaygara koparıyordum. Üçünden sonra bilincimi yitirmişim yani daha sonraları hatıramda sadece üç tanesinin acısı vardı.

          Kendime geldiğimde işi bitmiş, tepemde beni izliyordu. Efendimin dizlerindeydi başım, konuşuyorlar mıydı ben uyanmadan önce, böldüm mü bilmiyorum tek bildiğim su içmek istediğimdi.

-          Uyandın sonunda Katara..

          O böyle söyler söylemez  Selda uyanmamamı umuyormuşçasına eşyalarını hızlı ve agresif tavırlarla toparlayıp kapıdan dışarı çıktı. Neden olduğunu anlayamayacak kadar yorgun ve yaralıydım. Her tarafım yapı yapıştı. Kısa bir süre bilincimi kaybetmiş olacağım ki etraf hala kanlıydı, ellerimi çözmüştü. Kalkmaya yeltendiğimde eline yanında duran suyu aldı ve beni durdurdu. Bugün de iyi bir köle olmuştum sanırım, ilk geceki gibi, kucağında uyumayı hak etmiştim…

         

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM ON BİR: KATARA

          Efendimin takıntı edecek kadar sevdiği bir şey varsa o da Son Hava Bükücü adlı animeydi. Sadece benimle birlikteyken bile defalarca izlemişti bölümlerini. ‘’katara’’ dizideki başkarakterlerden biriydi. O günden sonra yarı baygın şekilde koynunda yatarken bana söylediklerinden bir kaçı kalmıştı hatıramda

‘’neden kaçıp gitti biliyor musun? Hala umudu vardı ona geri döneceğime dair, çünkü o benim hırslı, savaşçı, amacına ulaşmak adına her şeyi harcayabilecek olan kişiliğinden vazgeçebileceğime inanmadı. Azula, daima arzulanan ve kaybetmeyen ateş ulusu prensesi. İlk başta kör ediyor insanın gözünü kararlılığı ama sonra vahşiliği kızdırıyor… Evet onun adı buydu. Sen insanları inciterek gelen zaferin zafer sayılmayacağını bilen, kendi potansiyelinin henüz farkında olmayan çocuk, güzel kızım, son nefesimi verirken yanımda olmasını istediğim kızım, sen ise bundan sonra Katara olarak kalacaksın. ‘’

          Üstünden birkaç hafta geçti. Artık kolayca eğilip kalkabiliyordum yaram sızlamadan. Ama bir süre daha oyun yasaktı sanırım bunu efendimin benden uzakta durmasından anlıyordum. Mesela şu an içerde televizyon izliyordu. Bana da iki gün içinde bitirmemi emrettiği kitapla salonda uyuyakalmak düşüyordu eh, bunun olması için göndermişti zaten. Ama rahat durmuyordum. Üzerimde sadece ona ait tişörtlerle dolanıyordum evin içinde, önünden geçerken elimde ki şeyleri düşürüveriyordum yanlışlıkla, farkındaydı bu yaptığım sürtüklüklerin ve cezamı çekecektim ama daha vardı. Bu yüzden bunu düşünmeyi erteliyordum. Kitaba gelecek olursak adı ‘’Sinestezya’’ idi. Birazcık sıkıcı biraz da enteresan. Sinestezi diye bir hastalıktan bahsediyordu. Konusu çok güzeldi aslında ama sanki morfin etkisinde yazılmış gibi uçuktu kitabın karakterlerinden biri hep uçuktu zaten. Heh kendini yazmış gibi sağlıklı bir yazar değilmiş gibi. Sayfaları iki güne böldüğümde bugün okumam gereken kadarını okuyup gözlerimi kapattım olan biten şeyleri düşünerek dalacaktım uykuya. O günden sonra bir kez bile adımla seslenmedi bana, yeni adımla seslendi. Hem garip hissettiriyordu hem de ait. Yaramı soruyordu her gün, sızlayıp sızlamadığını, kanayıp kanamadığını, etrafını temizliyordu ve beni kendisi yıkıyordu, yani birlikte giriyorduk banyoya. Ona dokunamamanın verdiği hayal kırıklıkları vardı, bu kadar önemseyeceğini düşünmüyordum, eğer dikişlerim patlarsa tekrar dikerdik, ne vardı? Alıştım gibi geliyordu…

          Banyodan gelen seslerle uyandım. Her pazartesi sabahı yaptığı şeyi bu sabah sanki biraz fazla gürültülü yapıyor gibiydi. Yetişebildiğimde onu izlerdim her seferinde, aslında bu çocukluğumdan beri yaptığım bir şeydi, sinirli olmadığı zamanlarda da oturur babamı izlerdim, huzur verirdi sebepsiz yere birlikte vakit geçiriyormuşuz gibi. Hızlıca toparlanıp yine banyonun kapısına koştum. Bir şeye odaklandığında fazlaca seksi olurdu, kararlılığı her zaman tahrik edici bir unsurdu, birde çalışıyorken böyle odaklı olurdu onu da yanımda yapmazdı, yani bu kaçırmak istemediğim bir manzaraydı.

-          Gel bakalım.

          Jileti bana uzattığında kalbim hızlandı, mutluluk kelebekleri havalandı midemde. Hem de şaşkındım. Tanrım! Bana bu kadar güveniyor muydu gerçekten. Gözlerine baktım, şaka yapar gibi bir hali yoktu. Taburesini bile getirmişti. Oturdu önüme, mutluluk katsayımı hesaplayamıyordum, yapılması gerekenleri en yumuşak ses tonuyla anlatıyordu, en güven verici, en şanslı hissettiren ses tonuyla. İşte böyle zamanlar bir değil bin bıçak yarasına razı olduğum zamanlardı. Eh, ceza almamı gerektirecek bir şey yapmadan bitirdim tıraşını. Gözlerinin göğüslerime kayışını hissediyordum, ardından da yarama. Etrafında kaç tur attığımı bilmiyorum, canını yakacak bir şey yapmak ömür boyu bunu bir daha yapmama izin vermemesine sebep olurdu. Aynı zamanda da onu kestiğim için ölene dek vicdanımı rahat bırakmazdı. Hazırlanmamı söyledi duşa girerken. Sokakta bir işimiz varmış, mutluluğumun önüne geçmeyecek bir şey olmasını dileyerek hazırlanmaya koyuldum.

BÖLÜM ON İKİ: BARKOD

         Daha önce onla konuşmamıştık aslında dövme konusunu. Olmasını istediğim şeyler vardı, hayalini kurduğum şeyler. Dükkana girdiğimizde gerildiğini hissettim. Bodrum katı hoşlandığı mekanlar içerisinde değildi. Ellerine dokunmayı aklımdan geçirdim ama cesaret edemedim, temas bağımlılığım onunla beraberken kontrol etmem gereken şeyler arasındaydı. Ne yapılacağını bilmiyordum, bir kere sorup ters ters bakışlara maruz kalınca bir dahasına cesaret edemeyip pıstım. Heyecanlıydım, oturana kadar ise görebileceğim bir yerde olması için dua ediyordum. Dediğim gibi, oturana kadar tam oturmuş da sayılmazdım aslında, uzanana kadar. Stresten midem bulanıyordu, gözlerimi kapatıp iyi şeyler düşünmeye çalıştım, pamuk şekerler, cici bebeler, ayranlar… Adam o kadar da acımayacağını söylediğinde gülümsedim, elbette o kadar acımayacaktı. Yüz yüz elli sivrisinek gücünde vızıldayan o makinenin sesi, işte başlıyordu. Aşağılık it falan yazdırmasından korkuyordum. Ama çok da değil, bilmiyorum, bilsem bu kadar gerilir miydim, bilmiyordum.

          Efendim parmaklarını kalçalarımdan enseme kadar sürükledi makinenin sesi yaklaşırken, saçlarımı topluyordu, irkildim. Anlaşılan ensemde, benim göremeyeceğim, onunsa her düzüşmemizde gözünün değeceği bir şey olacaktı. İlk temas ufak bir inilti koparttı dudaklarımdan, efendimin çeşitli yöntemlerle benden duymaktan hoşlandığı bir inilti,  parmaklarını dudaklarıma indirdi diğer eli ise saç uçlarımdaydı, birilerinin önünde bu şekil savunmasız kalmak hep rahatsız etmiştir beni, bu kişi bir hemşire olsa bile. İğnelerden korkmayıp hemşirenin önünde boylu boyunca uzanmaktan çekinirdim, gülümsedim aptallığıma. Parmakları hala dudaklarımda olduğu için gülümsememi hissetti, onu tanıyordum. Ne düşündüğünü biliyordum, gülümsememi iğnenin tenime batıp çıkmasının hoşuma gittiğini yordu. Parmakları az önce yavaş yavaş okşadığı dudaklarımı sıkıştırmaya başladı. Lanet olsun!.

         Hala ne olduğunu bilmediğim şey tenime baskılanırken yaramın üstüne yattığım için eve dönerken efendimin koluna girdim, ufaktan sızlamaya başlamıştı. Bilmiyorum belki bu Cerenin cilvesiydi ve acı macı yoktu, naz için sızlanmıştım. Dükkânda görmeme izin vermediği için yol boyu elimi enseme götürme isteğiyle yürüdüm. Adımlarının gerisinde kalmak hoşuma gidiyordu, geride kaldığımda hırçın bir tavırla beni çekiştirmesi yaramaz bir yanıma hitap ediyordu, sırıtarak, kokusunu içime çekerek vardım eve.

          Yaşadığım stresin de payıyla yorgun şekilde diz çöktüm önüne, gösterdiği yere başımı dizlerine koyup biraz okşadı saçlarımı, dünya üzerinde olmayı en sevdiğim yer, bacaklarına sardım kollarımı, gözyaşlarım gri eşofmanına değiyor ve kayboluyorlardı. Herhangi bir derdim veya sızım olmasa bile bu pozisyonda sanki dünyanın en acılı kadınıymışım gidi ağlamaya başlıyordum. Büyülüydü burası, büyülü bir hareketti saçlarımı okşaması.

-          Şşh, başlama şimdi, dön bakalım öreyim saçlarını.

          Eh, emre itaat, ince telli saçlarımı teker teker ayırıp örmeye başlamasını hissettim. Onun önündeyken ve bu kadar huzurluyken bile tedirgindim. Uslu bir köleydim uzun zamandır, bugün de hiç sızlanmamıştım ama sanki birden tekmeyi basacakmış gibi hissediyordum, babam gibi. Örmeyi bitirdiğinde bugün karalanan yerin hissettiğim kadarıyla azıcık aşağısından öperek kendine döndürdü beni. Yancağazında duran telefonunun ekranını göreceğim şekilde kaldırdı, ne olduğunu anlayınca zaten bir süredir karıncalan vajinam becerilme isteğiyle doldu, fazlaca ıslandı, aklımın erdiği andan itibaren hissetmeyi en sevdiğim şeyle doldu taştı vücudum, aitlik. Ekranda fotoğrafını gördüğüm şey sadece ait hissettiriyordu. Elinden telefonu alıp sayıları anlamlandırmaya çalıştım 255181192776, tanıştığımız günün tarihi, onun doğum tarihi, 13 rakam, siyah çizgilerin altında, artık aitliğimin tenime kazınmış olarak karnımdaki bıçak yarasından başka bir kanıtı daha vardı, ensemde ‘’barkod’’ numaramla yaşayacaktım.

          İstediğimi anladığında oturduğu koltuğa fırlattı beni demin ördüğü örgülerden tutarak, ağzıma verdi ilk önce, ıslaktı zaten ama ağzımda büyüyüşünü hissettim, ağız dolusu penis… Bana verdiği ait olma şerefine karşın öyle güzel ve iştahlı yalıyordum ki sikini, her dil darbemde inleyişiyle çınlıyordu kulaklarım.

          Yeterince yükseldiğine inandığında pencereden sokağı izleyebileceğim şekilde domalttı beni. Ensemden hissediyordum bakışlarını, aslında hissettiğim tek şey bakışları değildi içimdeydi ve ben hiç olmadığı kadar kıvranıyordum zevkten, iki yanımdan sarkan saç örgülerim her git gelinde göğüslerimde zıt yönde sallanıyordu ve bir noktada saç uçlarım göğsüme değiyordu. Suyumun koltuğu ıslattığını tahmin ediyordum. Onun olmak, ona ait olmak ve sonsuza kadar bunun devam etmesini istediğini bilmek, midemin mutluluktan bulanmasına sebep oluyordu. Öyle iştahlı sikiyordu ki beni, daha öncekilerin hiç adı yoktu. Öyle zevk alıyordum ki bu durumdan, öyle mutluydum ki, hayatımın geri kalanında hatırladığımda dudaklarımı ısıracaktım. Bıçak yarası sızlıyordu, elimi oraya dokundurmaya korkuyordum, günlerce yataktan temizlemeye çalıştığımız kanım belki bu seferde o’nun en sevdiği koltuğa akmıştı ama dokunamıyordum, biraz da işime geliyordu yaranın sızısı, acı, aitlik, beceriliyor olmanın hissettirdiği zevk sızıları. Saçlarımdan çekişiyle bölündü hislerim, ağzımı açıp dilimle kavradım sikini, tadı değdi damağıma, eğitilmiş bir kedi olacağıma inancım vardı artık, onunla vardım.